DOLAR

8,5997$%0.84

EURO

10,1331%0.71

STERLİN

11,8736£%0.58

GRAM ALTIN

486,90%1,35

BİST100

1.421,61%0.25

BİTCOİN

409070฿%-0.20931

a
 border=

MONTRÖ MESELESİ

Prof. Dr. Hasan MOĞOL

Türk kamuoyunda, suçlamalarla tartışılan Montrö Andlaşması hakkında; 22 Ocak 2020 tarihinde Ankara’da verdiğim ve yayınlanmış olan “Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Boğazlar Meselesi” (Türkiye’mizin Bazı Sorunları ve Çözüm Önerileri, A. Usta, S. Türkyılmaz, Derleme, Ankara, Ekim, 2020, s. 221-233) konulu konferansımda; “Türk boğazları olarak ifade edilen, Lozan ve Montrö Andlaşmalarına konu olan Türk iç suları özelliği taşıyan Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz (İstanbul) Boğazı, Türk kamuoyunun, yakında da birçok ülkenin gündemini oluşturacaktır” demiş, meseleyi izah ederek, çözüm tekliflerimizi sunmuştuk.

Konu, bugünlerde yoğun bir şekilde gündemdeki yerini aldı. Ne var ki; akıl hocalığı yapanlardan, “meseleyi en iyi biz biliriz” diyenlere kadar herkesin derdi ortak görünüyor: “Acaba Rusya ne der, Amerikan menfaatlerine ters mi düşer, Avrupa ülkeleri incinir mi, haydi masada konuşalım mı derler…!?” bitmez tükenmez dertleri ve soruları uzayıp gider.

Hiç kimsenin aklına gelmiyor ki; “Türkiye ne der, Türk milleti ne söyler!?” Türkiye’yi ve Türk milletini gâvurun marabası, emir eri, kölesi, sömürgesi gibi görmek hastalık mıdır, tabiî bir vazife midir?

Lozan Andlaşması’yla Kıbrıs adası İngiltere’ye bırakılırken, 23. maddesiyle de Türkiye’nin bağımsızlığı ve güvenliği tehlikeye düşürülmüş ve Boğazlar mıntıkasının askersiz hale getirilmesi sağlanmıştı. Buna göre Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı 20’şer kilometre içerilere kadar silahsızlandırılmış ve Türk askerinden arındırılmıştı. 13 yıl uygulanan Lozan Andlaşması’nın bu maddesi, 1936’da Türkiye’nin girişimleriyle yeniden masaya taşınmış ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır.

Bu sözleşme ile Türk Boğazlarından geçiş rejimi ve boğazlar bölgesinin güvenliği yeniden düzenlenmiş ve 1923’de Lozan Andlaşması ile birlikte imzalanan Lozan Boğazlar Andlaşması’nın yerine geçmiştir.

20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin kısıtlanmış hakları kısmen iade edilmiş, Boğazlar bölgesinin egemenliği kısmen Türkiye’ye verilmiştir. 20 kilometrelik askersiz alana, tepkilere rağmen Türk askeri yerleşmiş, ancak boğazlardaki hâkimiyetine kavuşamamıştır.

20 yıl geçerlilik süresi olan bu sözleşme, iki yıl önceden ön bildirim ile fesih imkânı da vermektedir.

Türkiye, en zor zamanlarda kısmen tavizler vererek andlaşmalar imzalamak zorunda kalmış, şartlar olgunlaştıkça haklarını, kaybettiklerini geri almanın yollarını bulmuştur. Türkiye, önüne çıkacak veya oluşturacağı fırsatları her zaman değerlendirmek, kayıplarını kurtarmak ve büyüme yolunda ilerlemek zorundadır.

Ne var ki; akıl verenlerden, yol gösterenlerden pranga vazifesi yapanlar, Türkiye’nin ve Türk milletinin haklarını almasını ve büyümesini istememektedir.

Atatürk’ün, Meclis’in bir gizli oturumunda; “bugün çeşitli devletlerle andlaşmalar yapıyor olabiliriz, sabah kuvvetimizi bulduğumuzda, harekete geçer ve kaybettiğimiz yerleri geri alırız” meâlindeki konuşması, devletimize ve görevlilerine ışık tutmalıdır.

Bugün, Türkiye’nin iç suları durumunda olan boğazlar bölgesi, kaba tabiriyle yolgeçen hanı durumundadır. Boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliği yoktur. Yapılacak yeni yollar, boğazlar, kimseyi egemen olduğu, serbest ve bedava geçiş hakkı olan yerden bir başka yola sürükleyemez.

Türkiye, şöyle bir karar almalı ve dünyaya ilân etmelidir:

Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz (İstanbul) Boğazı Türk iç sularıdır, sular ve hava sahası geçişlere kapatılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin izni olmadan ve ücretsiz hiçbir yabancı geçiş yapamaz. Savaş gemilerinin, savaş araçlarının, savaş uçaklarının geçişi yasaktır. Ticaret gemileri ve özel deniz araçları izne ve ücrete tabidir…

Bu ilânın neticesi ne olur? Türkiye’ye savaş mı açarlar? Ambargo mu uygularlar?

Kayıtlara göre, Boğazlardan yılda ortalama 100.000 gemi geçmektedir. Bu güzergâh ticaretin boğazı durumundayken, kuzey-güneyin geçiş köprüsüyken üç beş gün kıvranırlar, tehdit ve sâirenin ardından daha büyük zararlara uğramamak için kabullenmek zorunda kalırlar ve Türkiye, boğazlarda istiklâl-i tâm hakkını, egemenliğini elde eder.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi sebebiyle; Boğazlardan kontrolsüz geçip, Akdeniz’in altını ve üstünü dolduran silahlar, denizaltılar, savaş gemileri, çıkması muhtemel Üçüncü Dünya Savaşı’nı sürdürecek silah mikdarına ulaşmış, ne Türkiye’nin sesi çıkabilmiş, ne de başkalarından bir tepki gelmiştir.

Dünya ülkelerinin, Akdeniz’in altını ve üstünü doldurduğu silahları ilk kullanacağı ülkenin Türkiye olduğu kesindir. Türkiye, en büyük hatalarından birini yaparak, güvenliğinin tehlikeye düştüğü gerekçesiyle, hakkı olduğu halde boğazlardan silah geçişlerini durdurma girişiminde bulunmamıştır.

Bütün yaşananlara ve yaşanacaklara bakınca, “Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dokundurtmayız” diyenler, acaba Türkiye’nin menfaatlerini mi koruyor, yoksa müstemlekelerin, Türk boğazlarının egemenliğini ele geçirmiş olanların Türk boğazlarındaki işgallerinin devam etmesini mi savunuyorlar, düşünmek gerek!..

Türkiye, daha da gecikmeden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ndeki aleyhine maddelerin tamamını iptal ettiğini, yok saydığını, boğazların tek egemen devletinin Türkiye olduğunu ilân etmek zorundadır.

Lâf kalabalığı olsun diye çok konuşulan “dost devlet” kavramı, günü kurtarma, gönülleri kandırmadan başka bir şey değildir. ABD, Rusya, İngiltere, Avrupa Devletlerinin ve diğerlerinin etrafımıza yaptıkları yığınaklar, kazdıkları mevziler, topraklarımızdaki üssler Türkiye’ye savaş açma hazırlığıdır. Bu savaş, kısmî olarak maşaları aracılığıyla zaten uzun yıllardır yapılmaktadır.

Türkiye, devletimizin içindeki ur ağları olan üssleri kapattığı gibi Montrö başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk vatanının, Türk milletinin varlığının dibine konulmuş, birliğine, dirliğine kast eden atom bombası olan, baskılar veya çeşitli sebeblerle kabul edilmiş diğer birçok milletlerarası sözleşmeleri de iptal ederek Türk milletinin geleceğinin önündeki tehlikeleri ortadan kaldırmalıdır.

Türkiye, zayıf zamanlarında bile anlaşmaları iptal etme, yerine Türk menfaatlerine uygun anlaşmalar yapabiliyor, mevzi, toprak kazanabiliyor ise bugünkü gücüyle daha büyük başarıları elde etmesi zor olmayacaktır.

Türkiye, ya hürriyet ve istiklâlindeki eksiklikleri giderip, yaralarını tedavi ederek gereken adımları atacak, ya da Biden babası azarlar mı, Putin babası kaşlarını mı çatar, Sam amcaları kızar mı diye kıvranmaya ve kendisini değersizleştirmeye devam edecektir!…

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Alpaslan Uysal: Gönül isterdi ki biz de ilk 6’ya girelim

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz. https://twitter.com/HaberPusu